Charles Suarez - Cemal Süreya


Yıl 1931, bir tren Erzincan’a doğru yolda. Onun soğuk ve gürültülü yük vagonunda başlar bir yaşam, şapka dolusu çiçekle gelen adam açar gözlerini Dünya’ya.

7 yaşında annesini kaybeder.

“Annem küçükken öldü,

beni öp sonra doğur beni…” dizesinden de anlayacağımız üzere hayatı boyunca karşısına çıkan her kadında annesinden bir şeyler arar. Belki karşı cinse bu egosuz, hesapsız, çoktan teslim bakış açısı ve aşka incelikle temas eden cümleleri temelini bu büyük kayıptan alır. Zira kadından onun gibi bahsedebilen az şair vardır.

Hatta Ülkü Tamer şöyle der:

“Tanrı

Bin birinci gece şairi yarattı,

Bin ikinci gece cemal'i,

Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,

Başa döndü sonra,

Kadını yeniden yarattı.”

8 yaşında sürgünü görür. O küçücük haliyle korkunç olaylara tanık olur hem evde, hem dışarıda. Evde onu zehirlemeye çalışan, yemeklerine cam kırıkları karıştırdığı bilinen bir üvey annesi vardır. Sokakta Dersim olayları ve vahşet. Saati anlamayı 5. sınıfta öğrenir sayılarla arası hiçbir zaman iyi olmayan harflerin efendisi. Kimseye haber vermeden sınavına girip kazandığı Haydarpaşa Lisesi’nde okurken şiire ilgisi artar, iyi ki de artar. Yaşadıklarından sindiremediği kısmı, içine atamadıklarıdır belki kelimelere çevireceği. Ankara Siyasal Bilimler’i bitirip Mülkiye’de çalışmaya başladığı yıllarda başlar ciddi anlamda şiirler yazmaya. Bence her gün şükrettiğimiz şeylerden biri de bu olmalıdır çünkü Türk Şiiri’nin ondan mahrum kalması kadar acı verici bir düşünce olamaz. Hem O olmadan sac ayağının biri olduğu İkinci Yeni akımı da bu hayran olunası, evlere kapanıp şiirleri okunası büyüleyici halinden çok fazla şey kaybederdi. Başlıkta mahlalarından birini gördüğünüz bu büyük usta girdiği bir iddaada soyadının iki Y harfinden birini ortaya koyan ve kaybeden Cemal Süreya’dan başkası değil elbette. Aşkı, ihtirası, tutkuyu, zorluğu, yokluğu, ölümü, kayıbı, özlemi yaşayan ve yaşayanların hislerine üzerine koyarak tercüme olabilen büyük şair. Bugün hala her yaştan hayranı olan Süreya kesinlikle zamansız cümlelerin, bir döneme sıkışıp orda kalmayan dile getirişlerin tek sahibi.

“Adam yıldızlara basa basa yürüdü.

Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.”

Kalemiyle, kelimeleriyle ustaca yarattığı imgeler okuyan her insanın zihnini ele geçirir. Her hissin, her ruh halinin vücut bulmuş bir şiiri vardır onda adeta. Ah hele aşk! Ayıp bilmeden her kıvrımına değinir aşkın, sunduğu tüm duygular kabulüdür. Tutku aşkın varoluşundadır, şiirden niye saklansın?

Hınzır, anlamlı ve derin bakar gözleri, ince ve saklıdır tebessümü hep fotoğraflarında lakin 5 saniyeden uzun bakarsanız sizi etkisi altına alabilecek kadar kuvvetlidir bakışı, şiiri gibi. En güzel aşık o olur sanki, insan özenir, onun aşık oluşundan ister kendine. Bir sanatçı bundan daha iyi ne yapabilir ki? Onun şiir dilini nitelendirmek için sıfatlar içinde yüzüyor beynim… Samimi, içten, masum, gerçek… Hepsi yavan kalıyor.

Demin bahsettiğim sacın üç ayağı Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever ise saçta pişen de ancak Tomris Uyar olabilir malum. Süreya’nın nevi şahsına münhasır karakteriyle ilgili en sevdiğim hikayelerden biridir Türk Edebiyatı için oldukça verimli kabul edilebilecek 3 yıllık bir aşk yaşadığı Tomris Uyar’ın anlattığı:

”Akşamları biraz geç gel yahu, bir erkek dolaşmak istemez mi dedim. Ben çok yaşlı olan anneannemle meşgulüm. O da istifa etmek üzere Maliye’den. Bağını koparmasını istiyorum. Hiç arkadaşı yok çünkü. ‘Peki’ dedi. İlk gün dönüş saati geldi, altıyı çeyrek geçti, ortada yok. Normalde akşam 6’da evde olur. Ertesi gün altıyı yirmi geçiyor, sonra altı buçuk.. Bir gün odayı havalandırıyım dedim, yaz. Toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki, kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.”

Çapkınmış, birçok kadını sevmiş, oymuş, buymuş ama sevdi mi de kendine özel, öyle güzel sevmiş işte.

“Ben senin,

Sevgilin,

Eşin,

Baban,

Ağabeyin,

Arkadaşınım.

Biri bitse biri kalır,

Seni hiç bırakmayacağım.”

Böyle sevebilmek önemli meziyet. Birine duyduğun sevgiyi alıp, kendi içinde kendi baharatınla harmanlayıp sevdiğinin sevgiyi anladığı şekilde bi kalıpta pişirip öyle sunmak. Her şey olabilmek.

Bu çabayı göstermeye ve görmeye ihtiyacımız var.

Yanımızdakilerin değerini bilmeyecek, onlara özen göstermeyecek kadar uzun değil ömür. Biliyorsunuz siz de işte, söyletmeyin yine… “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”

Bütün bir yazıyı sadece Cemal Süreya’dan alıntılarla yazmak mümkün. Her söylemek istediğimi 30 sene önce çok daha güzel bir şekilde söylemiş. Bazı insanlara ölüm hiç mi hiç yakışmaz ya, bu hikayenin hepimizin bildiği 27 yıl önceki sonunu yazmaya gitmiyor elim.

Sevgiyle, saygıyla, rahmetle tüm erken göç edenlere selam olsun.

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum”

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör