Mutlu Olarak


Komşumuz Atina’da, Milat’tan önce 3. yüzyılda Zenon adında bir adam yaşarmış. Bu adam bir öğretmenmiş ve öğrencileriyle o dönem Yunan mimarisinin sembollerinden olan Stoa adlı sütunlu galerilerin birinde buluşur, uzun felsefi sohbetler edermiş. Bu sohbetler, fikir alışverişleri felsefi bir okulu doğurmuş: Stoacılık. Bu felsefenin ne olduğuyla ilgili genel hatlarıyla bir fikir sahibi olmanız için ün kazanıp daha büyük kitleler tarafından öğrenilmesini sağlayan üç büyük liderin Roma İmparatoru, yeryüzünün o zamanlar en güçlü adamı Marcus Aurelius’un, köle olarak doğan, büyüyen, ama bu geçmişi meyve vermesine engel olamayan Yunan filozof Epictetus’un ve Roma’lı oyun yazarı, düşünür ve filozof Seneca’nın cümlelerinden yola çıkmak isterim.

“Sabah kalktığında hayatta olmanın nasıl bir ayrıcalık olduğunu düşün- nefes almanın, düşünmenin, zevk almanın, sevmenin.” Marcus Aurelius

"İnsanları rahatsız eden 'şeyler' değil, o şeyler hakkındaki görüşleridir.” Epictetus

"Yara almamışsa bir mutluluk; hiçbir darbeye karşı koyamaz.” Seneca

Sadece bu üç isim değil - Stoacılık tarih boyunca krallar, başkanlar, sanatçılar, yazarlar tarafından benimsendi, hem tarihi hem de modern birçok isim Stoacılığı kişiyi ileri götüren, iyi gelen bir yaşam biçimi olarak göstermektedir. Peki acaba bu felsefeyi diğerlerinden ayıran, biricik kılan nedir? Ve daha önemlisi: Gündelik yaşantımıza gölgesini nasıl düşürebiliriz?

Stoacı felsefe, bilgelik gibi erdemlerin mutluluk olduğunu, karar ve yargılarımızın laflardan ziyade davranışlara dayanması gerektiğini ileri sürer. Dünyayı bir ideal peşine düşmeden, olduğu gibi ele alırlar fakat pasif bir şekilde değil. Onlar için öz gelişimin 4 ana kaynağı vardır:

1)Pratik bilgelik; yani durumları ne kadar karışık olurlarsa olsunlar, mantıklı, bilinçli ve sakin bir yolla idare edebilme yeteneği.

2)Aşırıya kaçmamak; yani yaşamın farklı kollarında ne olursa olsun iç kontrolü kaybetmemek ve ılımlı olabilmek. 3)Adalet; yapılan yanlışların önünde insafı elden bırakmamak.

4)Cesaret; yalnızca alışılmışın dışında olaylar yaşadığımızda değil, günlük sorumluluklarımızı yerine getirirken de net ve dürüst olabilmek.

Bu felsefe dışımızda gelişen olaylar üzerinde hiçbir kontrolümüz olmadığını, kontrol edebileceğimiz tek şeyin içimiz ve olaylara verdiğimiz tepkiler olduğunu kabul etmeyi önerir. Aslında çetrefilli yollardan geçmeyen, basit ve anlaşılır birkaç temel öğretisi vardır. Sanki tek dileği Dünya’nın ne kadar tahmin edilemez olabileceğini hep aklımızda tutmamız, yaşamın bir an’lık olduğunu ve ah! Ne kadar da kısa olduğunu hiç unutmamamız. Kendi içinde güçlü ve kendine sadık olabilmemiz ve memnuniyetsizliğimizin kaynağının tepkisel dürtülerimize boyun eğmemiz olduğunu farkına varabilmemiz.

Stoacılık diğer felsefelerden işte burada ayrılır. Hayatla ilgili karmaşık teorilerle ilgilenmez, önemsediği insan denen varlığın yıkıcı duygularla nasıl baş edebileceğidir. Bu teoriler ve argümanlarla bezeli, ucu açık lineer bir tartışma doğrusu olmayan, ‘eyleme geçmek’ için geliştirilen ilk felsefedir. Bundan mütevellit, yaptığımız işte, ilişkilerimizde ve günlük yaşantımızda daha iyi hale gelmek için kullanabileceğimiz bir araç gibi görülmüş ve geçmişten günümüze, kralından ekonomistine, politik düşünüründen şairine herkes Stoa pastasından bir dilim almış ve almaya devam ediyor. Stoacılar ‘spiritüel egzersiz’ adını verdikleri çok sayıda uygulama geliştirmiş ve bunları pratik ederek kendi iç güçlerini bulmuşlar. Temel amaç ise her zaman mutlu olmak. Bazılarından, bizim de yolumuza ışık tutacağını umarak, bahsetmek isterim.

İlk olarak, engelleri ters yüz edelim. Bir problemi doğru bir şekilde tersine çevirebilirseniz, her ‘kötü’ yeni bir iyilik kaynağı haline gelir. Engeller… Bir Stoacı’nın yaptığı her engeli bir fırsata çevirmektir. Onlara göre iyi ya da kötü yoktur, sadece algı vardır ve algının kontrolü bizdedir. Örneğin, bir projede beraber çalıştığınız kişi isteksiz ve gönülsüzse ilk dürtüsel tepkiniz sinirlenmek, hırslanmak olabilir. Ama kontrollü bir şekilde algınızı yönetirseniz bunu sabırlı olmaya ve sakin kalmaya bir fırsat olarak değerlendirebilirsiniz. Sinirlendiğinizde mi, sakin kaldığınızda mı daha mutlu olursunuz? “Zarar gördüğün kanını ortadan kaldırırsan, “bana zarar verdiler” kavramı da ortadan kalkar, “bana zarar verdiler” kavramını ortadan kaldırırsan, zararın kendisini de ortadan kaldırmış olursun.” der Aurelius.

Bir diğer pratik: Ne kadar küçük olduğunu hatırlamak. Hatta her şeyin ne kadar küçük olduğunu hiç unutmamak. Unutma, başarıların da geçici ve herhangi bir şeye sahip olman sadece bir an için.

Her şey geçici ise, önemi olan ne? Şu an. İyi bir insan olmak ve şu içinde bulunduğun an’da doğru olanı yapmak. Ruhuna iyi olanı, kalbine huzur vereni seçmek, o yönde ilerlemek.

Sırada biraz yukarıya uçmak var. Bu egzersiz bizi geriye bir adım atmaya, uzaklaşmaya ve hayatı olduğumuzdan daha yüksek bir noktadan seyretmeye davet eder. Milyonlarca insanı, parkı, denizi, tüm orduları, çiftlikleri, düğünleri ve boşanmaları, doğumları ve ölümleri yukardan izlemek.. Fark etmek bir kez daha küçüklüğünü, önemli sandığın şeylerin minicik bir toz tanesi olup uçuşunu izlemek. Stoacı düşünür Pierre Hadot'un belirttiği gibi “Yukarıdan bakış açısı ‘şeyler’ hakkındaki değer yargımızı değiştirir: Lüks, güç, savaş… ve günlük yaşamın endişeleri gülünç hale gelir.”

Nice kola dövme olmuş, meşhur “Memento Mori”yle devam edelim. Sokrates’in bu cümlesi “Bir gün öleceğini hatırla” anlamına gelir. Bu cümlenin Stoa felsefesinin temellerinden olduğunu biliyor muydunuz? Bu konuda meditasyonlar yapar ve yapılmasını öğütlerler. Özünde, yaşamı sonuna kadar canlı, dolu dolu yaşamayı ve hiçbir saniyeyi boşa harcamamayı tutan dostça bir hatırlatıcıdır aslında. Körü körüne ölüme tutunup depresif bir ruha bürünmemek için ona böyle yaklaşmak gerekir en azından. Tam şu an son nefesini verebilirsin. Bu gerçeğin şimdi ne yaptığını, ne söylediğini, ne düşündüğünü dönüştürmesine izin ver. Bu pratik ana düşünceyi taze tutar ve erdemli bir hayat sürmeye ve de hiçbir şeyi ertelememeye, beklememeye itici bir güç görevi görür. Kaşıkçı elması değerinde bir diğer egzersiz tek bir sorudan oluşuyor: “Bu benim kontrolümde mi?” Stoacı felsefe şu ayrıma çok önem verir: Değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceklerimiz. Neler üzerinde etkimiz var, hangilerinde yok? Yağmur yağınca trafikte kalıp geç kalırsak telefonda bundan şikayet etmek, ve arabadaki dakikaları kendimize zehir etmek trafiği sonlandırmaz. Ve kendi kendimizi yıpratarak kontrolümüzde olmayan bir şey için harcadığımız o zaman değiştirebileceğimiz şeyler için harcayabileceğimiz zamandan çalınır. Tekrar oku.

Bu soruya günlük olarak geri dönün der Stoacılar, her durum için: Bir günde yaşadıklarının hangileri kontrolünde, hangileri tamamen senden bağımsız? Dikkatini buna verir ve ayırdına varırsan sadece daha mutlu olmakla kalmaz, zaten kaybedilmiş bir savaşı kabullenemediğinden stresle kendini tüketen insanlardan biri olmaktan kurtulursun.

Ve son olarak bir diğer meşhur cümle: Amor Fati. Nietzsche’nin insanın büyüklüğünün anahtarı olarak gösterdiği şey ‘kader sevgisi’dir. Stoa felsefesinde bu önemli bir yere sahiptir. Ne kadar zor olursa olsun her bir an’a kucaklanacak, kaçırılmayacak bir şey olarak yaklaşmak gerekir. O an’ı sadece öylesine geçirmek değil, onu sevmek ve onun için daha iyi olmak. Böylece yaşanan her ne olursa olsun, insanoğlu, yangına oksijen gibi, engellerinden ve sıkıntılarından potansiyelini besleyecek bir şeyler elde eder.

Kıbrıs’lı Zenon kendinden öncekilerden, Stoacılar farklı filozoflardan nasıl beslenip kendi sorularına cevap aradıysa, biz de bu ve bunun gibi felsefi yaklaşımları öğrenip, araştırıp, algı filtremizden geçirip “Nasıl mutlu olunur?” sorumuza her birimiz kendi içimize sinen cevap(lar) aramaya devam etmeliyiz. Mutlu olarak. Çünkü Seneca’nın dediği gibi “Biz yaşamayı beklerken hayat gelip geçiyor.” 

262 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör